|
Administrator
Ziyaretçi
|
 |
« : 04 Mayıs 2009, 21:10:22 » |
|
Fukan 1. Ayet:
Âlemlere uyarıcı olsun diye, kuluna Furkan’ı (Ayırıcı’yı) indiren ne cömerttir (ne bol nimet verendir)!
Bu ayet, Yasin suresinde de geçtiği gibi... “Ve Biz ona şiir öğretmedik. Bu onun için yaraşmaz da. O, sadece diri olanları uyarmak ve kâfirlerin üzerine Söz’ün hakk olması için bir öğüt ve apaçık bir Kur’an’dır.” ifadesinin devamı niteliğindedir. Bu ayette Kur’an’ın “furkan” özelliği ön plâna çıkarılmıştır. Mürselat suresinde de olduğu gibi, Kur’an’ın isimlerinden biri olan “Furkan” sözcüğü, “iki şeyi birbirinden ayırmak” anlamındaki “fark” kökünden türemiş olup, “farika” sözcüğü ile aynı anlama gelir. “Fark” sözcüğünün türevlerinden “tefrik”, sözcüğü mahsusat (somut şeyler) için, “farikat” ve “furkan” sözcükleri makulât (soyut şeyler) için, kullanılır.
Bakara suresinin 53. ve Enbiya suresinin 48. ayetlerinde Musa peygambere de verildiği söylenen “Furkan”; soyut şeyler olan hakk ile batılı, iman ile küfrü, güzel ile çirkini, iyi ile kötüyü… birbirinden ayırdığı için, Kur’an’a da isim olarak verilmiştir. Kur’an’ın “Furkan” olarak anıldığı birçok ayet vardır:
Bakara; 185: Ramazan ayı öyle bir aydır ki, onun içinde insanlara yol gösteren, hidayetten açıklamalar ve Furkan olarak Kur’an indirildi. …
Âl-i Imran; 3, 4: O (Allah), sana, kendisinden öncekileri tasdik edip doğrulayan bu kitabı hakk ile indirdi. O, daha önce insanlara hidayet olarak Tevrat’ı ve İncil’i de indirmişti. Bu Furkan’ı da O indirdi. Allah’ın ayetlerini inkâr edenler için kesinlikle çetin bir azap vardır. Allah çok güçlüdür, intikam sahibidir (suçluları cezalandırmak suretiyle adaleti sağlayandır).
Ayette isim verilmeden “kul” ifadesi kullanılarak konu edilen kişinin “Allah elçisi Muhammed” olduğuna dair Kur’an’da ipucu niteliğinde pek çok ayet vardır:
En’âm; 7: Ve biz eğer ki sana kağıtta yazılı bir kitap indirmiş olsak, onlar da ona dokunsalardı, kesinlikle o küfretmiş olan kişiler, “Bu, apaçık sihirden başka bir şey değildir.” derlerdi.
Nisa; 136; Ey iman etmiş kişiler! Allah’a, elçisine, elçisine indirdiği Kitab’a ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Ve kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, elçilerini ve son günü inkâr ederse kesinlikle o çok uzak bir sapıklığa sapmıştır.
Nahl; 89: Ve Biz o gün, her ümmet içinde, kendilerinden kendi aleyhlerine bir şahit göndereceğiz. Seni de onların üzerine şahit getireceğiz. Biz bu kitabı da, her şeyi açıklayan ve Müslümanlara bir kılavuz, bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik.
Bakara; 23: Ve eğer kulumuza indirdiğimizden kuşku duyuyorsanız, haydi onun gibi bir sure siz getirin ve Allah’ın astlarından tüm tanıklarınızı da çağırın. Eğer doğru iseniz.
İnsan; 23: Şüphesiz Biz; Kur’an’ı sana kısım kısım Biz indirdik Biz.
Buna karşılık, Razi ve Kurtubi, Abdullah b. Ez Zübeyr’in, ayetteki “abdihi (kulu)” sözcüğünü “ıbadihi (kulları)” olarak okuduğunu nakletmişlerdir. Bu kıraate göre ayetin anlamı “Âlemlere uyarıcı olsun diye, kullarına Furkan’ı (Ayırıcı’yı) indiren ne cömerttir!” şeklinde olmakta ve bu kıraat de yine bazı ayetlerden onay almaktadır:
Enbiya; 10: Hiç kuşkusuz size, öğüdünüz / şan şerefiniz içinde olan bir kitap indirdik. Buna rağmen hâlâ akıllanmayacak mısınız?
Bakara; 136: Ve deyiniz ki: “Biz Allah’a iman ettiğimiz gibi, bize ne indirildi ise, İbrahim’e ve İsmail’e ve İshak’a ve Yakub’a ve esbata (torunlarına) ne indirildi ise, Musa’ya ve İsa’ya ne verildi ise ve bütün peygamberlere Rabblerinden olarak ne verildi ise hepsine iman ettik; O’nun elçilerinden birinin arasını ayırmayız (hiç birini diğerinden ayırmayız) ve biz ancak O’nun için teslim olanlarız.
Tebareke
“Tebareke” sözcüğü, “üreme” ve “fazlalık” anlamındaki “berk, bereket” sözcüklerinin “tefâale” kalıbındaki bir türevidir. Sözcüğün kökü olan “berk”, “bereket” genellikle “hayırlı olan bir şeyin bolluğu” olarak ifade edilir. Bu sözcüğün bedevîlerce ilk kullanımı; “deve ve kuşların subaşlarına toplanması, birikmesi” ve “havuza suyun dolması” anlamlarında kullanılmıştır. (Lisan-ül Arab; c:1, s:398) Bu temel anlama göre “tebareke” sözcüğü; “bollaştıran, hayırlı ve güzel nimetleri bol bol veren” demek olmaktadır. Nitekim bizim “ne cömerttir” şeklinde yaptığımız çeviri de sözcüğün bu öz anlamını ifade etmektedir. Fakat ne var ki sözcük, zaman içerisinde “mukaddes” anlamında kullanılır olmuş ve “tebareke” lâfızları Allah için “O, ne kutludur!” anlamıyla ifade edilir olmuştur. Ancak bize göre, sözcüğün yer aldığı ayetlerin içerdiği mesajlar dikkate alınarak, sözcüğün öz anlamı ile kullanılması gerekmektedir. “Tebareke” sözcüğünün türediği kök sözcük olan “berk” sözcüğü, türevleriyle birlikte Kur’an’da 31 kez yer almıştır. Konumuz olan türev sözcük “tebareke” ise Kur’an’da 9 ayette geçmektedir. Bu ayetlerin 3’ü bu surede olup (1, 10 ve 61. ayetler), diğerleri aşağıdadır:
Mümin; 64: Allah, sizin için yeryüzünü bir karargâh, göğü de bir bina yapan, size şekil veren -şekillerinizi ne de güzel kılmıştır- ve sizi temiz şeylerle rızklandırandır. İşte O, Rabbiniz Allah’tır. -Âlemlerin Rabbi olan Allah ne cömerttir!- Müminun; 14: Sonra nutfeyi bir alaka (embriyon) yarattık, derken o alakayı bir mudga (bir çiğnem et parçası hâlinde) yarattık, derken o mudgayı bir takım kemik yarattık, derken o kemiklere bir et giydirdik. Sonra onu başka bir yaratık olarak inşa ettik. Yapıp yaratanların en güzeli olan Allah, ne cömerttir.
Mülk; 1: Mülk elinde bulunan O kimse (Allah), ne cömerttir. Ve O her şeye güç yetirendir.
A’râf; 54: Şüphesiz ki sizin Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş üzerine istiva eden, gündüzü, durmadan kovalayan gece ile bürüyen ve Güneş, Ay ve yıldızları emrine boyun eğmiş olarak yaratan Allah’tır. İyi biliniz ki yaratma ve emir sadece O’na özgüdür. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne cömerttir.
Zühruf; 85: Ve göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin mülkü kendisine ait olan O kimse (Allah) ne cömerttir. Saat’in bilgisi de yalnızca O’nun yanındadır. Ve siz sadece O’na döndürüleceksiniz.
Rahman; 78: Celâl ve ikram sahibi Rabbinin adı ne cömerttir!
Ayette geçen “âlemler” ifadesi, tüm zamanların insanlarını kapsamaktadır. Ya Sin suresindede geçtiği gibi , A’râf; 158, En’âm; 19, Sebe; 28 ve Enbiya; 107 ayetlerin açık ifadeleriyle, Allah elçisi sadece Arap toplumuna değil, tüm insanlara (âlemlere) elçidir ve tüm insanları uyarmakla yükümlüdür.
2. Ayet:
O (Furkan’ı indiren), göklerin ve yerin hükümranlığı kendisinin olan, hiç çocuk edinmeyen, hükümranlıkta ortağı olmayan ve her şeyi yaratıp sonra da onları bir ölçüye göre takdir edendir.
1. ayette Kur’an’ı indiren olarak “sonsuz cömert” niteliğini ön plâna çıkaran Rabbimiz, bu ayette dört niteliğini daha hatırlatmaktadır. Bu nitelikler; “göklerde ve yerde kendisinden başkasının sözünün geçmemesi, yani evrenin hakimiyetinin kendisine ait olması”, “çocuk edinmemiş olması, yani kendinden başka kimsenin ilâhlığa lâyık olmaması”, “hükümranlıkta ortağının bulunmaması” ve “her şeyi yaratıp, her şeyi şaşmaz bir ölçü ile ölçülendirmesi”dir.
2. ayet, Kur’an’da Allah’ı niteleyen yüzlerce ayetin bir özeti mahiyetinde olup, Allah’ın sıfatlarını tanıtan o ayetlerden üç tanesi de aşağıdadır:
Bakara; 107: Göklerin ve yerin egemenliğinin yalnız Allah’a ait olduğunu ve sizin için Allah’ın astlarından bir Yakın Kişi ve bir yardımcı olmadığını bilmedin mi?
İsra; 111: Ve de ki: Hamd (övgü), hiçbir çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan, düşkünlükten dolayı yardımcısı olmayan Allah’a özgüdür. Ve O’nu büyüttükçe büyüt! (ululadıkça ulula!). Kamer; 49: Şüphesiz ki, Biz her şeyi; evet onu (her şeyi) bir kader (ölçü, ayar) ile yarattık.
|