akra
Neyzen
Yönetici
Rep 0
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 91
|
 |
« : 17 Aralık 2011, 14:45:02 » |
|
gelinkaya efsanesi
Zamanı belli olmayan bir devirde,bir kaynana ve bir gelin varmış.Bunlar geçimini hayvancılıkla sağlarmış.Kaynana zalim,gelinde mazlum mu mazlum.Günlerden birgün gelin hayvanları otlatmak için Sis Dağı'nın eteklerine koyulur.Hayvanlar otlarken,gelin bir ağacın dibine oturur.Zalim kaynananın acımasızca sürekli çalıştırdığı gelin yorgundur.Otururken uykuya kalır.Epeyce uyur ve uyandığında akşam yaklaşmıştır.Bir bakar hayvanlar ortalıkta yok.Başlar aramaya.Arar,arar bulamaz.Akşam iyice yaklaşır,hava kararmaya başlar.Gelini alır bir korku.Hayvanları bulmadan eve gitse kaynana korkusu,dağda kalıp aramaya devam etse etrafı saran yabani hayvan korkusu.
Zaman hayli ilerler,artık gece olmuştur.Korku ta yüreğine işler.Yabani hayvan sesleri duyulmaya başlar.Ne aradığı hayvanlarını bulur,ne de eve dönebilir.Bütün hayvanları isimleriyle çağırır ama yok,yok,yok. Yabani hayvan sesleri iyice yaklaşır.Korku her yönüyle iyice yüreğine inmiştir. Artık çaresizdir.
O anda yaradana sığınır.Ellerini havaya açar."Allahım!Ya beni taş et dondur,ya da kuş et uçur!"der. İlk isteğini kabul eder Yaradan ve onu, oracıkta taş eder,dondurur.
İşte zamanı beli olmayan bir devirde böyle oluşur Gelinkaya Efsanesi.
O gün,bu gündür,Babadan oğula,Anadan kıza anlatılır durur bu efsane.Yıllarcada sürüp gidecektir.Belki kimi genç kızın yaşadıklarına tercüman olacak,belki de kimi insanları kendine acındıracaktır Gelinkaya. Ama o hep tepeden Karabörk'ü, dünya var oldukca seyreyleyecek ve daha nice olaylara dili dönmesede şahitlik edecektir.
|