<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Dini Sohbet, islami sohbet , Dini chat, islami cet</title>
	<atom:link href="http://www.islamiyol.org/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.islamiyol.org</link>
	<description>Dini Forum - İslami Forum seviyorsanız buraya gelin.</description>
	<lastBuildDate>Fri, 10 Feb 2012 09:31:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Canlı Bir Dua &#8211; Dini Sohbet &#8211; İslami Sohbet</title>
		<link>http://www.islamiyol.org/canli-bir-dua-dini-sohbet-islami-sohbet.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.org/canli-bir-dua-dini-sohbet-islami-sohbet.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 10 Feb 2012 09:31:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dualar]]></category>
		<category><![CDATA[Dini Sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[İslami Sohbet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.org/?p=291</guid>
		<description><![CDATA[Kur’â’nda, “Rahmetim her şeyi kuşatmıştır” 1 buyuran Cenâb-ı Hak, bir Hadis-i Kudsîde, “Kulum Beni nasıl tanırsa onunla öyle muâmele ederim” 2 buyurur. Bu ve buna benzer çok sayıda âyet ve hadis bize Allah’ın rahmetini müjdeleyerek bizi sımsıcak kucaklar, bizi duâya, ibadete ve ümide dâvet eder. Duâlarımızın kabulü konusunda çok sayıda yaşanmış canlı örnek elbette vardır: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kur’â’nda, “Rahmetim her şeyi kuşatmıştır” 1 buyuran Cenâb-ı Hak, bir Hadis-i Kudsîde, “Kulum Beni nasıl tanırsa onunla öyle muâmele ederim”  2 buyurur.<br />
Bu ve buna benzer çok sayıda âyet ve hadis bize Allah’ın rahmetini müjdeleyerek bizi sımsıcak kucaklar, bizi duâya, ibadete ve ümide dâvet eder. Duâlarımızın kabulü konusunda çok sayıda yaşanmış canlı örnek elbette vardır:<br />
Peygamber Efendimiz (asm) Rabb’inden bildiriyor: “Kul bir günah işlediğinde, “Allah’ım! Günahımı bağışla!” diye pişmanlıkla bağışlanmak dilerse Mübarek ve Yüce Allah buyurur ki: “Kulum bir günah işledi de, Kendisinin günahı bağışlayan ve bu günahla kendini sorumlu tutacak Rabb’i bulunduğunu bildi” buyurur. Sonra kul, elinde olmadan tekrar hatâ işler de, “Yâ Rabb’im! Benim günahımı bağışla!” derse, Mübarek ve Âlî olan Allah: “Kulum bir günah işledi de, Kendisinin günahı bağışlayan ve bu günahla sorumlu tutacak olduğunu bildi.” buyurur. Sonra kul döner tekrar günah işler. Ama nihayet pişman olur ve: “Ey Rabb’im, Günahımı bağışla!” diye yakarır. Mübarek ve Yüce olan Allah buyurur ki: “Kulum bir günah yaptı da, Kendisinin günahı bağışlayan ve bu günahla muaheze edecek Rabb’i bulunduğunu bildi. Ben de kulumu bağışladım” buyurur. 3<br />
İslâm bizi hep Rabbimize yönlendirir. Kul her konuda, her başı derde girdiğinde, her zaman ve her halde “halisane ve içtenlikle” duâ etmekle mükelleftir.<br />
Bediüzzaman’ın ifadesiyle: “Duâ ubudiyetin ruhudur ve halis bir imanın neticesidir. Çünkü duâ eden adam duâsıyla gösteriyor ki: “Bütün kâinata hükmeden birisi var ki, en küçük işlerime ıttılâı var ve bilir. En uzak maksutlarımı yapabilir. Benim her halimi görür, sesimi işitir. Öyleyse, bütün mevcudatın bütün seslerini işitiyor ki, benim sesimi de işitiyor. Bütün o şeyleri O yapıyor ki, en küçük işlerimi de O&#8217;ndan bekliyorum, O&#8217;ndan istiyorum.”  4<br />
Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm) buyurdu ki: “Sizden önceki kavimlerden birisinde bir gün erkeklerden üç kişilik bir gurup yola çıktı. Gecelemek için bir mağaraya sığındılar. Derken, dağdan kopan büyük bir kaya parçası onların üzerine mağaranın ağzını kapattı. Birbirlerine baktılar; Allah’a sığınmaktan ve duâ etmekten başka çareleri yoktu. Birbirlerine, “Sizi ancak sâlih amellerinizle duâ etmeniz kurtarır!” dediler.<br />
İçlerinden biri: “Allah’ım! Benim yaşlı bir anam ve babam vardı. Akşam olunca ben onlardan evvel ne çoluk-çocuk, ne de hizmetçilerimden hiçbirisine bir şey içirmezdim. Bir gün hayvanlarımı otlatacak ağaçlık bir yer aramak arzusu beni uzaklara götürdü. Onların uyku saatlerine kadar geri dönemedim. Geldiğim zaman onların akşam sütlerini sağdım. Fakat onları uyumuş halde buldum. Kendilerini uyandırmayı ve onlardan evvel çoluk-çocuk ve hizmetçilerime akşam sütü içirmeyi hoş görmedim. Çocuklarım ayaklarımın etrafında ağlaşırken ben süt bardağı elimde olduğu halde, onların uyanmasını gözeterek şafak sökesiye kadar yerimde bekledim. Nihayet uyandılar. Akşam sütlerini içtiler. Allah’ım! Eğer ben şu yaptığımı Senin rızan için yapmışsam, şu kayadan dolayı düştüğümüz sıkıntıyı gider” dedi.<br />
Kaya biraz açılmıştı. Fakat çıkmaları için yeterli değildi. Diğeri:<br />
“Allah’ım! Benim amcamın bir kızı vardı. O bana insanların en sevimlisi idi. Onu çok şiddetli seviyor ve arzu ediyordum. Bir kıtlık senesinde o bana geldi. Kendisini bana teslim etmesi karşılığında ona yüz yirmi altın vereceğimi söyledim. İsteğimi kabul etti. Fakat tam muradıma ereceğim zamanda, “Allah’tan kork!” dedi. Onu çok sevdiğim ve arzuladığım halde bıraktım. Altınları da ona bıraktım. Ya Rab! Eğer ben şu yaptığımı sırf Senin rızan için yapmışsam içinde bulunduğumuz sıkıntıyı bize açıver” dedi.<br />
Kaya biraz daha açılmıştı. Fakat o aralıktan dışarıya çıkmaya imkân bulamıyorlardı. Üçüncüsü de şöyle yalvardı:<br />
“Allah’ım! Ben bir takım ameleler kiralamıştım. Birisi hariç diğerlerinin ücretlerini kendilerine verdim. O kişi hakkını almadan bırakıp gitti. Ben de onun parasını onun namına çalıştırıp çoğalttım. O kadar ki, çok mal meydana geldi.<br />
Bir zaman sonra adam geldi ve: “Ey Abdullah, bana ücretimi ver!” dedi.<br />
Ben de: “Deve, sığır, koyun ve hizmetçi&#8230; Şu gördüklerinin hepsi senindir” dedim. Adam:<br />
“Ey Abdullah, benimle eğlenme” dedi. Ben:<br />
“Seninle alay etmiyorum” dedim. Bunun üzerine malların hepsini alıp, götürdü gitti. Onlardan hiçbir şey bırakmadı. Allah’ım! Eğer ben yaptığımı sırf Senin rızan için yapmışsam, bulunduğumuz şu sıkıntıyı bizden gider” dedi. Nihayet kaya tamamen açıldı ve mağaradan yürüyerek çıktılar. 5        </p>
<p>Dipnotlar:<br />
1- A’râf Sûresi, 7/156.<br />
2- Buhârî, Tevhîd, 15.<br />
3- R. Sâlihîn, 420.<br />
4- Mektubat, s. 292.<br />
5- R. Sâlihîn, 12.</p>
<p><strong>DİNİ SOHBET &#8211; İSLAMİ SOHBET</strong><em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.org/canli-bir-dua-dini-sohbet-islami-sohbet.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nurları sıradanlaştırma çabası &#8211; Dini Sohbet &#8211; İslami Sohbet</title>
		<link>http://www.islamiyol.org/nurlari-siradanlastirma-cabasi-dini-sohbet-islami-sohbet.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.org/nurlari-siradanlastirma-cabasi-dini-sohbet-islami-sohbet.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 10 Feb 2012 09:27:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nur Sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Dini Sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[İslami Sohbet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.org/?p=289</guid>
		<description><![CDATA[Suâl: Bediüzzaman Hazretleri, henüz hayatta iken Risâle–i Nur&#8217;un lisânını değiştirmeye dair niyet ve teşebbüsler hakkında neler söylemiş ve ne gibi tavsiyelerde bulunmuş? Cevap: Bu mesele, müstakil kitap hacminde başlı başına bir araştırma konusudur. Biz, bu dizi yazı çerçevesinde kısaca değinmeye çalışalım. Öncelikle, aynı mânâ ve maksadı ihtiva eden suâllerin bizzat Hz. Bediüzzaman&#8217;a tevcih edildiğini en [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Suâl: Bediüzzaman Hazretleri, henüz hayatta iken Risâle–i Nur&#8217;un lisânını değiştirmeye dair niyet ve teşebbüsler hakkında neler söylemiş ve ne gibi tavsiyelerde bulunmuş?</p>
<p>Cevap: Bu mesele, müstakil kitap hacminde başlı başına bir araştırma konusudur. Biz, bu dizi yazı çerçevesinde kısaca değinmeye çalışalım.<br />
Öncelikle, aynı mânâ ve maksadı ihtiva eden suâllerin bizzat Hz. Bediüzzaman&#8217;a tevcih edildiğini en başta hatırlatmış olalım.<br />
Hz. Üstad da, maddî ve mânevî cânipten kendisine tevcih edilen suâllere gayet muknî delillerle cevap verip izâhatta bulunmuştur.<br />
Özetle deniliyor ki: “Bütün bu Risâlelerde, bütün derin hakaik, temsilât vasıtasıyla en âmi ve ümmî olanlara kadar ders veriliyor.&#8221; (Barla Lâhikası, YAN, İst. 2002, s. 16)<br />
Kezâ, şunlar ifade ediliyor:<br />
“Risâle–i Nur’un mesâili ilimle, fikirle ve kastî bir ihtiyar ile değil, ekseriyet–i mutlaka ile sünûhat, zuhûrat, ihtarât ile oluyor.” (Kastamonu Lâhikası, s.163)<br />
“Hem, telif ihtiyarımız dahilinde değil.” (Age, s. 105)<br />
Bunlar gibi, Nur Külliyatında yer alan daha pekçok ifade ve ibare vardır ki, Kur&#8217;ân&#8217;ın feyzinden nebean eden sünûhat, zuhûrat, ilhamât ve ihtarât ile telif edilen Risâle–i Nur&#8217;un fıtrî, ulvî lisânına Bediüzzaman Hazretlerinin kendisi dahi kalem karıştırmaktan ve ihtiyarı ile müdahale etmekten şiddetle kaçınmıştır. Aynı şekilde, başkasının kalem karıştırmasına da katiyen razı olmamıştır.<br />
Bununla beraber, çeşitli tarihlerde bu hususta bazı gelişmeler yaşanmış ve bunlara karşı da aynı tarz üzere gereken izahatta bulunmuşlardır.<br />
İşte, bunlardan birkaç misâl&#8230;</p>
<p>Büyük Doğu&#8217;nun tahrifatlı neşriyatı</p>
<p>Bu meyanda en çarpıcı misâllerden biri, 1952’de şair Necip Fazıl&#8217;ın yönetimindeki Büyük Doğu mecmuasının yapmış olduğu neşriyattır.<br />
Necip Fazıl, Risâle–i Nur’dan bazı metinleri kendi inisiyatifiyle değiştirerek (bir cihette, Bediüzzaman&#8217;ın lisânını tezyif ile kendi edebî enaniyetini konuşturarak) mecmuasında neşrediyordu.<br />
Bu gelişme üzerine, Üstad Bediüzzaman talebelerini harekete geçirerek yapılan neşriyatı durdurma cihetine gider.<br />
Zira, tâ başından beri beyan edilmiştir ki:<br />
* Kemâl–i edeb üzere yazılmış olan Risâle–i Nur, edebiyat satmıyor.<br />
* Kemâl–i tevâzu ve terk–i enâniyet dersini veren Risâle–i Nur, hiç bir enâniyetin müdahalesini kabul etmiyor.<br />
* Mânâyı esas alan Risâle–i Nur, edebin değil, fakat edebiyatın kànunlarına yer yer muhalefet ediyor. Nur&#8217;daki kudsî, ulvî, sırlı, tılsımlı hakikatler, edebiyatın dar kalıplarına sığmıyor, sığdırılamıyor. Sığdırmaya çalışanlar, ister istemez mânâyı fedâ ediyor. Buna ise, hiç kimsenin hakkı yoktur.<br />
İşte, bu ve benzeri gerekçelere istinaden harekete geçen Ceylan ve Zübeyir gibi Nur&#8217;un has şâkirdleri, yazdıkları nezâket yüklü mektuplarla Necip Fazıl bu teşebbüsünden vazgeçirmeye çalışmışlardır.<br />
İşte, Kahraman Zübeyir&#8217;in mektubundan bazı pasajlar:<br />
“Necip Fazıl Bey,<br />
&#8220;Şu ince noktayı siz gibi tasavvuf ehline arz ederiz ki: Risâle–i Nur, Bediüzzaman Hazretlerinin irade ve ihtiyarı ile telif edilen bir eser değildir. Zaman zaman şedit ihtiyaç sıralarında, ihtar–ı Rabbani ve ilham–ı İlâhî ile yazdırılan Kur’ân–ı Hakîm’in bir mucize–i mâneviyesidir.<br />
&#8220;Bu hüccetli ve aşikâr hakikate nazaran, allâme–i cihan bir müellif dahi, Risâle–i Nur’un bir cümlesinde bile değişiklik yapmaya asla cesaret edemez.<br />
&#8220;Sizin &#8216;İdeolocya Örgüsü&#8217; ve diğer yazılarınız da başka muharrirlere benzemiyor. Sizin size has üslûbunuz, okuyucularınız üzerinde bir tesir bırakıyor. Bununla beraber, &#8216;İdeolocya Örgüsü&#8217; için de bazı kimseler, &#8216;Muğlak, ağır, anlaşılmıyor&#8230;&#8217; derler. Bu deyişler üzerine birisi kalksa da, sizin o yazılarınızı—mânâ bozulmasa dahi—cümlelerde değişiklik ve metin içinde izahata kalkışsa, harika olan üslûbunuzun hassasiyetini büsbütün kaybetmiş olacaktır. Buna kat’iyyen müsaade etmezsiniz ya… Faraza ses çıkarmasanız, o yazılardaki üslûbun ciddiyet ve değeri ile alışkanlık peyda eden bizler hemen itiraz ederiz.<br />
&#8220;Bir fikr–i beşer yazısındaki değişiklikler üslûbu tamamen bozuyorsa, ilham–ı İlâhî ile telif edilen eserlere beşer fikrinin mahsûlü olan sözler karıştığı zaman, o şâheserlerin ne derece rencide olacağını, iz’an ve idrakinize havale ediyorum.”  (Bkz:  Badıllı, Abdülkadir; Sadeleştirme Asrî Bir Tahriftir, s. 18)<br />
Onlarca sayfayı dolduran izahlar neticesinde, Necip Fazıl, bu teşebbüsünden vazgeçmiştir.<br />
* * *<br />
Bir diğer misâl şudur:<br />
Hz. Üstad&#8217;ın “Nur’un mânevî avukatı” diye taltif edilen büyük âlim Ahmed Feyzi Efendi, tâ 1949&#8242;da Üstad Bediüzzaman’a mektup yazarak Gençlik Rehberini daha iyi anlaşılsın diye &#8220;sadeleştirerek&#8221; yayınlamak arzusunda olduğunu arz eder. Ne var ki, Üstad Bediüzzaman bu işe razı olmadığını beyan ile şu ifadeyi kullanır: “Ancak, o esere benim imzamı değil, kendi imzanı atarsın.” (Age, s. 41)<br />
Üçüncü bir misâl, yine talebelerinden olan Hüsrev Efendinin 1955’te Muhakemat isimli eser üzerinde yapmış olduğu tasarrufla ilgili hatıradır.<br />
Muhterem Abdülkadir Badıllı, aynı isimli eserinde neşretmiş olduğu bu hatırayı şu şekilde naklediyor: &#8220;Hüsrev Altınbaşak, Bediüzzaman’ın daha önce kendisine iltifaten verilmiş tanzim izinlerine binaen &#8216;Muhakemat bu haliyle anlaşılmaz&#8217; diyerek sadeleştirerek mumlu kâğıda basıp Bediüzzaman’a gönderir. Muhakemat’ın yeni halini gören Bediüzzaman, Hüsrev Efendiye yeni vazifeler vererek Muhakematın neşrini durdurur. Sonra talebelerini toplayarak, &#8216;Siz hakem olun. Bakın, şurada ben şu mânâyı kastetmiştim; fakat o, bakınız başka şekilde anlamış ve yazmış. O halde bu şekilde Muhakemat olarak neşri caiz midir?&#8217; diye sorar.”<br />
Görülüyor ki, Üstad Bediüzzaman, herkesin derecesine göre imtihana tabi tutulduğu şu fâni âlemde &#8220;Akla kapı açar; fakat ihtiyar ve iradeyi elden almaz&#8221; düstûruyla hareket ederek, hakikati izah ediyor.<br />
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;<br />
Düşündürücü bir nokta</p>
<p>M. Ali Bulut&#8217;un &#8220;haber7.com&#8221;da çıkan son yazısında rastladığım aşağıdaki ifadesi, beni bir hayli düşündürdü. Bunu sizlerin de ıttılaına sunmak istedim. İşte o ifade: &#8220;Okurlarım, &#8216;AK Parti’nin en büyük başarısı, Nur cemaatlerini, Millî Görüşçü bir çizgiden gelen bir siyasî ekibi desteklemeye ikna etmiş olmasıdır…&#8217; dediğimi bilirler. Evet, AK Parti’nin arkasındaki en güçlü dayanaklardan biri de Nur cemaatlerinin desteği idi. O destek bittiğinde, AK Parti’nin bir vuruşluk canı kalır. Bunu zaman gösterecek.&#8221;<br />
Düşündüren nokta şudur: AKParti, Nur cemaatlerini hakikaten Millî Görüşçü çizgiden gelen bir siyasî ekibi desteklemeye ikna etmiş midir? Ve, bu cemaatin desteği kesildiğinde, iktidar partisinin &#8220;bir vuruşluk canı kalır&#8221; mı?</p>
<p><strong>DİNİ SOHBET &#8211; İSLAMİ SOHBET </strong><em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.org/nurlari-siradanlastirma-cabasi-dini-sohbet-islami-sohbet.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

