Sitemize hoşgeldiniz.
Tarih: 02-23-2012
Saat: 03:31



Archive for the ‘Sofi Sohbet’ Category

Az Bilmek-Çok Bilmek – islami sohbet – Dini sohbet

Bir şeyi çok iyi bilmek mi iyi, yoksa her şeyden biraz bilmek mi? Hangisi makbul, hangisi kişiyi kurtarır? Bilgi ile kurtuluş arasındaki bağ çok mu yakın, çok mu uzak? Bilgi, ilim, fikir, malumat arasındaki incelikli ilişkiyi kurup hikmete ulaşmak hepsinden önemli değil mi?
Tarım dönüşümü, sanayi dönüşümünden sonra bilgi dönüşümü içerisine girdik. Çağın gereklerini yerine getirmeyen hangi kişi, hangi kurum, hangi devlet ayakta durur? Bilgi teknolojilerinin gelişmesi, bilgisayarın bulunması, internetin keşfi yeni ufuklar açtı; bilgiyi elimizin altına, gözümüzün önüne getirdi.
Bilgiye ulaşmak kolay, bilgiyi işlemek zor şimdiki zamanlarda. Bilgiyi işleyen zamana yön, akışa istikamet kazandırıyor. Arama motorlarına girildiğinde her şeyden biraz bir şey öğrenmek mümkün fakat bir şeyi ise en iyi şekilde bilmek mümkün değil. “Dünyanın en önemli bilgileri bilgisayarda değil” demişti sosyolog Ümit Meriç. Aynı şey TV için de geçerli değil mi?
Ekranlarda boy gösteren uzmanlar ne kadar doyurucu bilgi veriyor; hikmet kırıntılarına rastlamak mümkün mü anlattıklarından? Ya zamanımız doldu oluyor veya reytinge kurban gidiyor. Kişiyi araştırmaya sevk ediyorsa veya kişi buradan elde ettiği ipuçların peşini takip ediyorsa ne âlâ. Değilse anlamsız bilgi yığını, faydasız malumat hamallığı, manasız fikir fukaralığı…
Derinlikli bilgi kitaplarda, kalbin kitabında. Bir şeyi en iyi bilmenin ya da az şeyden çok şey bilmenin yolu; kalbe akıl ile götüren, vicdanla buluşturan kitapta. Kâinatın perdelerini, kalbin katmanlarını, insanın sırlarını çözmeyen bilgi ne nenem bilgidir.
“İlim ilim bilmektir, ilim kendini bilmektir” çok bilgi mi içeriyor, yoksa bütün bilmeleri anlaşılır bir anlam ile bütünleştiriyor mu?
Atom bombasından, nükleer silâhlara daha bilemediğimiz nice silâhları bilgisizler yapmadı; iki dünya savaşını okuma yazma bilmeyen, düşünme melekesi olmayan cahil insanlar çıkarmadı. Çevreyi kirletenler de kezâ öyle. Kârını zararını çok iyi hesap eden, ilim üstüne, kazanma adına bilgi üreten insanlar yaptı bunu.
Çok şey bilen kişi kendini ve haddini bilmiyorsa, cahil ve zalimden başka nedir? Onun çok şey dediği şey de zarar ve ziyandan öte ne üretir?
Çok şey veya az şey bilmek değil mesele; özü bilmek, hikmete râm olmak. Kişiyi ve insanlığı kurtaracak başka yol var mı?

Risale-i Nur – Dini sohbet – islami sohbet

* Risale-i Nur, bizi mütemadiyen kâinatı okumaya yönlendirir. Yani varlıkları, hadiseleri, unsurları, her şeyi gözlemlemimizi, incelememizi, araştırmamızı, tetkik etmemizi ister.
* Risale-i Nur aynı anda halk tabakasından birisine de, ilim adamına da ders verebiliyor ve kendisini dinlettiriyor.

Bediüzzaman ve Risale-i Nur, çağdaş/modern zihniyetteki insana, bizzat içinde bulunduğu zemin ve şartlar çerçevesinde seslenir. Her zaman ve mekânda karşılaşacağı nesne ve hadiselerden örnekler sunarak, takınılması gereken tavır konusunda fikir verir, ufuk açar.
Konuları izah ve ispat ederken, hayatın gerçeklerinden hareket eder. Ütopik/hayalî değildir. Misâlleri, bedenimizden, ruhumuzdan başlayarak, teneffüs ettiğimiz hava, içtiğimiz su, yediğimiz sebze-meyve, gördüğümüz manzara, kokusunu aldığımız çiçek, duyduğumuz ses, kullandığımız elektrik gibi müşahhas/somut örneklerdir. Böylece nefsî, hissî kaçışı önleyerek bizi gerçeklerle yüzleştirir.
* İkna, nezaket ve nezahetle yaklaşır. Akla kapı açar, fakat ihtiyarı elden almaz. Sadece parlak sözler, nutuklar atarak iddiâ etmez, ispat ve ikna eder.
* Risâle-i Nur’un dili yüksek belâgatın bütün unsurlarını taşır. İslâm kültürünün tüm kavram ve kelimelerini kullanarak, 14 asırdan beri genlerimize işleyen kültürümüzle bizi buluşturur. Zihnimizi Kur’ân ve sünnet kaynaklı kelime ve mefhumlar/kavramlarla adeta formatlar.
* Risale-i Nur, insanı, ruh/duygu, zihin/zekâ, his, nefis, biyo-psiko-sosyal cephe, pozitif-negatif enerji boyutlarıyla baştan ayağa tahlil ederek, onu yaratılışı istikametinde eğitir; istidatlarını (potansiyel yeteneklerini) ortaya çıkararak duygularını inkişaf ettirir ve iman gücünü arttırmasının formüllerini verir.
Bu çerçevede hasletlerini geliştirme, olumlu duygularını yüceltme, olumsuzlarını terbiye ile törpüleme mahareti kazandırarak ruhu tekâmül ettirir. Bunun tabii sonucu, hâl, beden dilini kullanabilme ve duyguları olgunlaştırma, kontrol etme mahareti kazanmaktır.
İşte, Risale-i Nur’un bu müthiş metotlarıyla kendisini eğiten, nefsini terbiye eden, ulvî duygularını geliştiren, olumsuz duyguları yönlendirme beçerisi, yüksek tefekkür melekesi kazanır.
Aynı zamanda kolayca motive olur, düşüncelerini temerküz edip odaklaştırır ve konsantrasyonu sağlar.
Bu arada, ibadet ve zikirle kalbini işletir ve duygularını yükseltme, yönlendirme mahareti kazanır.
Risâle-i Nur ve Bediüzzaman, kulaktan dolma bilgiler, yalanana, iftiraya dayalı materyallerle değil; akıl, ilim, mantık ve vicdan süzgeçleriyle değerlendirilse bu gerçekler ap açık görülecektir.